Sana biriktirdiğim, o küçük ama sevdası kocaman yüreğimde sakladığım cümleleri döktüm satırlara. Sana söylenmemiş, dudaktan dökülmemiş, yüreğimde saklı kalan bazısı umutlu bazısı deniz dibine vuran umutsuzluklar taşıyan saklı cümleler...
Bir gün bir söz döküldü yürekten.
“Söz özüne ihanet etmişse: yollar geri dönülmez zamanların esiri olmuştur.” Diye.
Kırık dökük anlarımdan biriydi ve bu cümle sitem haykırıyordu bir yürekten diğer yüreğe.
“sen&ben, biz” iken; hayat bizlere altın tepsi içerisinde “ayrılığı” sundu. Bizler ayrılığa kucak açarak, verdiğimiz sözlere ihanet ettik. Lakin o yalancı ayrılığın hesaplayamadığı yüreklerde bıkmadan taşıdığımız sevgi kümesi olmuştu.-ki aynı nedendi bu günde bile bu cümleleri satırlara döktüren- biz yıllar önce sözümüze ihanet ettik. Zaman geçti! Söz özünü kaybetti. Bizler zamanı geri getireme/z/dik. Şimdi yürüdüğümüz yollar geri dönülmeyen zamanlara esir...
“yaşamak: gözlerinde zamanı durdurmaktır.”
Kalbim heyecanlı heyecanlı çarpıp, nefes almalarım sıklaşıyorsa; dizlerim beni taşıyamaz bir hale gelip, yüreğim sadece sende bulduğu mutlulukla coşuyorsa ben gözlerinde yaşıyor ve zamanı unutmuşumdur.
“senli mutluluklar yaşamak isterdim.”
Bil ki sensizsem, en büyük mutluluğumda yüzümü saran o kocaman tebessümün en olmadık yerinde, sana dair bir burukluk vardır. Bil ki yanımda adın mutluluk, mutlulukta sen olmuşsundur.
03-10-2008 saat :01,30